26 Haziran 2010 Cumartesi
duygusal ergen, kaç hadi benden.
yaa bana ne oluyor son zamanlarda anlamıyorum. çokçokçok mutsuzum, dakika başı ağlayasım geliyor, durmadan üzgünüm, sıkkınım. sbs bitti sbs bitti dediler de bi bok oldu sanki, daha da beter şimdi. en azından test çözmek gibi bir aktivitem vardı. çok sıkılıyorum şimdi, çok. eski hobilerime dönme gibi bir isteğim de yok. hatta hiç bir şeyi yapma isteğim yok, hiçbir şey yapmak istemiyorum, evet. neden böyle onu da bilmiyorum. bihterin intihar sahnesine baka baka bu üzüntüme de üzüntü kattım ya hani, neyse. biri blue çağındasın dedi. oha, dedim ben de. bu kadar mı isteksiz olabilir bi insan sırf blue çağında diye. bence ben darkblue çağında falanım. öyle yani, yazacak şey de bulamadım bak. bunu yazmaya bile isteksizim. kısaca çokçokçok mutsuzum. emre aydından bir alıntı yaparak da size veda ediyorum: midem bulanıyor, galiba dünya tuttu.
24 Haziran 2010 Perşembe
aşk-ı memnu finali.
şu an ağlamaktan bitap düşmüş durumdayım. niye? çünkü bihter öldü. kocaman aşk, aşk-ı memnu öldü. hele behlül, bütün hayatı boyunca o yükle, vicdan azabıyla yaşayacak. dizinin başından beri ağlıyorum zaten ben. en sonlarda sinirlerim bozuldu, gülmeye başladım, garip. garip olansa bir dizinin beni bu kadar etkileyebilmesi. ama bihter'in annesine "nasıl dayanırım?" diye yakarışı, behlül'le konuştuktan sonra kağıtları yırtması ve en kötüsü kendini öldürmesi o kadar koydu ki bana, anlatamam. zaten sıkıntıdan patlamış durumda ağlayacak yer arıyordum, diziyle birlikte kendimi kaybettim. tabii tek üzüldüğüm bihter değil, nihal, adnan, beşir, behlül.. nihal'in bütün hayalleri yıkıldı, sevdiği adamı kaybetti. adnan hem kızının acısını hem de oğlu bildiği adamın onu sırtından bıçaklamasının acısını birlikte çekiyor. beşir'e gelirsek o zaten gitti.. behlül'se.. o kötü. üzüntüden saç sakal birine dönüştüğünü görünce ilk başta güldüm aslında, hatta gülmek ne kelime resmen kahkaha attım. fakat daha sonrasında bu kahkahanın aslında sinirlerimin bozulmasından dolayı olduğunu fark ettim. onların tek suçu sevmekti. kötü oldu bu, üzüldüm.
toygar işıklı veda | izlesene.com
23 Haziran 2010 Çarşamba
odamdaki minnoş.
evet, şu an odamda dört yaşındaki bir minnoş var. her ne kadar işim olduğunu söylesem de geldiğinden beri kim possible, bakugan vb. oynuyor. tabii bu benim gibi bütün gün bilgisayar başında oturan birisi için oldukça zor bi' durum. peki bu minnoş neden benim odamda? annemlerin günü varmış. haydaa. bıktık o günlerden be hacı. aşağı iniyorsun "ay denizcim ne kadar büyümüşsün" yukarı çıkıyorsun "ablası biraz da kardeşin oynasın" ne kardeşi len. tanımıyorum etmiyorum küçücük minnoşları odama getiriyorsunuz, bilgisayarımı gün boyunca işgal ediyorlar. oynadığı oyunlar da oyun olsa. taso mudur top mudur nedir bir şeyi fırlatıyor, bakugan kalk diye bağırıyor. tövbe yerebbim. yavaş yavaş bu çocukları sevmemeye başlıyorum. hele ki bilgisayar sülüğüyseler. Allah düşmanımın başına vermesin. tütütü.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)